29 Ağustos 2010 Pazar
:))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
BU GÜN KOCAMAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAN BİR GÜLÜCÜK AT BANA...İÇTENLİĞİN IŞILDASIN YÜZÜNDE....VE İLK KEZ BİR İNSANDAN EMİN OLAYIM..HADİ BU GÜN KOCAMAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAN BİR GÜLÜCÜK AT İNSANLARA.....
27 Ağustos 2010 Cuma
ARKALAR
Her sabah evden çıkarken annem" sol ayağınla çık" der hep ve" aman besmelesiz çıkma Allaha emanet ol"diyerek beni uğurlar...Yola düşüyroum işim evime yakın:)Giderken hep insanlara bakıyorum,saçma bi şekilde" şu an ne düşünüyorlar" diye anlamaya çalışıyorum:)bana neyse:)yolda giderken iki küçük sevimli kız çocukları var,ikizler, onlarla muhakkak konuşuyorum,gözlüklerime bayılıyolar:)"bizim de var onlardan" deyip bi de üstüne hava atıyorlar bana:)yarın onlar da takacak üçümüz havalı havalı gezecek sokakta:)onlara baktığımda "aman ha büyümeyin" diyorum içimden.Büyüyecekseniz de çocukluğunuzdan "besmelesiz çıkmayın ha" diyorum içimde annem misali:)İnsan manzaraları görüyorum yolda giderken çöpçüler,öğrenciler,benim gibi işe gidenler....Hepimiz bir yaşama uğruna güzelim uykumuzdan uyanıp dökülüyoruz yollara:)Yollar aşina artık bize:)Gerçi benim işim öyle zor değil,hep oturuyorum:)Biliyor musun oturmak da emekmiş anladım,oturmaktan nasıl yoruluyorum anlatamam:)İşimdeki insanların hayatları tam bir dizi film....durmadan anlatıyorlar ve her seferinde "vay be"komşuma uğramadan edemiyorum...İş çıkışı takıyorum gözlüklerimi düşüyorum yola:)gözlüğüm acziyetimi saklıyor,güçlü görünüyorum.Peeeeh bee:)işte öyle eee tabi yolda dönerken yine insanlar insanlar...ha bi gün iş dönüşü 15 yaşlarında iki çocukla karşılaştım ellerinde sigara:(yanlarına yaklaştı ve" nasılsınız gençler" dedim "iyidi"r abla dediler "sigarayı ne zamandır kullanıyorsunuz" diye sordum" bir yıldır" dediler "Allah yardımcımız olsun" diyerek yanlarından ayrıldım:(evet memleketim güzel ama malesef arka sokaklarda kötü şeyler oluyor:(önler temiz ve sakin.eminim daha öteler daha da beter...ama olsun herşeye rağmen hayat güzel:)
RE-FE-RAN-DUM
Bayadır referandum tartışılır oldu Türkiyemde...Bir anayasa değişikliği türküsü tutturulmuş gelen geçen beste yapar oldu bunun üzerine...Sağım solum sobe saklanmayan ebe...
Gel gelelim ne ola bu referandum?Esasen sokağa çıksak çoğumuz bilmiyoruz ne için referanduma gidildiğini.Ve yine çoğumuz "Recep yapıyorsa vardır bir bildiği"deyip "evet" diyeceğiz 12 Eylülde.. Ben hep, hiç bir zaman tek taraf suçlu olmaz ve yine hiç bir zaman tek taraf tam haklı olmaz derim..Haa nasıl olur bir taraf daha suçlu ve bir taraf daha haklı olur....Bu açıdan bakıldığında Kılıçdaroğlu meydanlarda gırtlak patlatıyosa vardır bunun haklı bir sebebi....Yalnız işine gelmeyen yanları daha çok haklılıktan ziyade.Velevki bu onu daha az haklı yapıp Erdoğanı daha çok haklı kılıyor..Ama uınutulmamalı ki yapılan işin adı siyaset....
Anayasa değişikliğiyle neler değişecek hayatımızda neler:)Danıştay üyeleri mi dersiniz,Hsyk mı?Hepsi bir güzel elekten geçirilece üstte kalan çer çöp diye atılacak...Hani hep merak ettiğimiz memleketin toprak altı geçemişi bence Ergenekonun ötesine geçecek...Mezar taşı olmayan bu mezarın taşı en kaliteli mermerden yapılıp başına dikilecek...Ama önce geçmişin bir otopsisi gerek...Gerek ki mezarın adı konula....Bu durumda anayasa değişikliği otopsiyi yapacak doktor, biz de hemşireler olacağız....
Anayasa değişikliğini istemeyenlere gelince haklı yanları halkı korumak istediklerinden değil tabiki sadece sol olan muhalefetin pasifize edilmesini engellemek...Eeeee biraz kuyruk acısı galiba,biraz da koltuk sevdası.Eğer anayasa değişirse zamanla yasama yargı yürütme tek tarafın olacak...Ama merak etmeyin hemen olmaz:)Önce deveye hendeği gösterelim sonra bakalım atlayabiliyo mu?Ben sağcı biri olmama rağmen solun bu kadar pasifize edilmesini istemem...Sağlam bir sol olmazsa dimdik duran bir sağ olmaz...Hata bulma oyunu her iki tarafı da sağlam kılar ve bir şeyler daha bir yolunda gider.Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli karşımızda güçlü durmalı,durmalı ki yol yatağını yapsın sular düzgün aksın.... İşin özü,sözün kısası herkes kendince haklı ve bi o kadar haksız...Kimse hayrına bir iş yapmıyor ne yazık ki...Herkes menfaatini kesesini açmış biz "evet"dersek havadan ne düşer "hayır" dersek ne düşer diye bekliyor...
Adı siyaset olan herşeyden uzak durulmalı bence...Gerçek olan ortadır ifrat ve tefritten uzak durulmalı.O halde gerçek ne sağdır ne de soldur.Ortada gövde yoksa kolları da yoktur...(Beynimizin midesi bulandı:))26 Ağustos 2010 Perşembe
SUSKUNLUĞUMUN İŞARET DİLİ
Bir hasretki sormayın,bir acı ki tuz basmayın,bir susuş ki dinleyin,bir bekleyiş ki lütfen gidin…
Sevmemiştim ayrılıkları,sevememiştim giderken arkaya bakıp el sallamaları,gittin mi adam gibi gideceksin,kaldın mı adam gibi kalacaksın.Çoook düşüneceksin gidip gitmemeyi ve sağlam karar vereceksin.Ya da hiç düşünmeden yol alıp,düş sokağında kaybolacaksın hayal gibi düş gibi kalacaksın gittiğin hayatlardan.Hani geride kalan “ya böyle biri var mıydı ki”demeli belki…Dilsizmiş gibi takılacaksın çoğu zaman ve üç maymunun en kral rolünü çalacaksın onlardan,repliksiz,kamera açısı olmadan,montajı yapılmadan…Belki “ot”diyecekler ardında belki de “saman” olsun yapmacık olmaktan iyidir bir yerde ot ve saman.
Yalnızlıktan korkmamalı bu denli ve bu kadar deli veya deliye vurmak gerek kendini.Başını bile almadan gidebilmeli bir yerlere,eğer başını alırsa her şey seninledir unutmamalı ve hep susmalı bana sorarsan bu dil,suskunluğuyla bütün çığlıkları toplamalı başına ve bir tek kağıdın kalemin çığlıklara yoldaş olmalı.Susmalı kısacası eğerki sırtlanmayı bilmiyorsa başına gelenleri veya gelecekleri…Başına gelenleri unutmak için bir mısır ekmeği yemek gerek yanında tereyağıyla veya mısır ununa bulanmış hamsi…Hani küçük gülücükleri toplamak gerek belki.Ve belki de bir Trabzon spor bayrağı alıp odanın bir köşesine asmalı olanları unutmak için ve belki de saçma sapan sayfalarca yazı yazmak gerek,Elif Şafak’ın Aşk kitabını okumak gerek belki pembe pembe hayaller kurarak,okuduğundan etkilenip Şems’e aşık olmaktır belki seni susturacak….Ve gün bitiminde secdeye varıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktır belki seni elinden tutup kaldıracak…Susmalı susmalı insan onca dilsiz varken dilinin kıymetini bilmediği için susmalı …İki kere düşünüp bir kere konuşmadığı için susmalı insan…İşaret diliyle anşlaşmalı çoğu zaman….
Bir kağıt bir kalem ve benden öte olan ben…Al götür özümdeki bene…Bana götür,vardıktan sonra menzile ben de kalmayayım sen de…Hadi takıl peşime gitmelere gidelim,hadi gel benimle zamanı mekanı bahane edip kalmayalı,hadi kalk bizi bekleyen hayallere.Ey ben hadi sen git ben bu seferlik kalayım ve kendimi bulayım.Amaaa hep hep susayım.Sustukça da sıra bana gelmesin,eğer gelirse benim cevabım şimdiden hazır “PAS”…
Öylesine yazdım(çakozladınJ)
Sevmemiştim ayrılıkları,sevememiştim giderken arkaya bakıp el sallamaları,gittin mi adam gibi gideceksin,kaldın mı adam gibi kalacaksın.Çoook düşüneceksin gidip gitmemeyi ve sağlam karar vereceksin.Ya da hiç düşünmeden yol alıp,düş sokağında kaybolacaksın hayal gibi düş gibi kalacaksın gittiğin hayatlardan.Hani geride kalan “ya böyle biri var mıydı ki”demeli belki…Dilsizmiş gibi takılacaksın çoğu zaman ve üç maymunun en kral rolünü çalacaksın onlardan,repliksiz,kamera açısı olmadan,montajı yapılmadan…Belki “ot”diyecekler ardında belki de “saman” olsun yapmacık olmaktan iyidir bir yerde ot ve saman.
Yalnızlıktan korkmamalı bu denli ve bu kadar deli veya deliye vurmak gerek kendini.Başını bile almadan gidebilmeli bir yerlere,eğer başını alırsa her şey seninledir unutmamalı ve hep susmalı bana sorarsan bu dil,suskunluğuyla bütün çığlıkları toplamalı başına ve bir tek kağıdın kalemin çığlıklara yoldaş olmalı.Susmalı kısacası eğerki sırtlanmayı bilmiyorsa başına gelenleri veya gelecekleri…Başına gelenleri unutmak için bir mısır ekmeği yemek gerek yanında tereyağıyla veya mısır ununa bulanmış hamsi…Hani küçük gülücükleri toplamak gerek belki.Ve belki de bir Trabzon spor bayrağı alıp odanın bir köşesine asmalı olanları unutmak için ve belki de saçma sapan sayfalarca yazı yazmak gerek,Elif Şafak’ın Aşk kitabını okumak gerek belki pembe pembe hayaller kurarak,okuduğundan etkilenip Şems’e aşık olmaktır belki seni susturacak….Ve gün bitiminde secdeye varıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktır belki seni elinden tutup kaldıracak…Susmalı susmalı insan onca dilsiz varken dilinin kıymetini bilmediği için susmalı …İki kere düşünüp bir kere konuşmadığı için susmalı insan…İşaret diliyle anşlaşmalı çoğu zaman….
Bir kağıt bir kalem ve benden öte olan ben…Al götür özümdeki bene…Bana götür,vardıktan sonra menzile ben de kalmayayım sen de…Hadi takıl peşime gitmelere gidelim,hadi gel benimle zamanı mekanı bahane edip kalmayalı,hadi kalk bizi bekleyen hayallere.Ey ben hadi sen git ben bu seferlik kalayım ve kendimi bulayım.Amaaa hep hep susayım.Sustukça da sıra bana gelmesin,eğer gelirse benim cevabım şimdiden hazır “PAS”…
Öylesine yazdım(çakozladınJ)
BEKLE
Yorgun,argın ve belki de perişan...Hayata dair beklentilerim var hem de neler neler...büyüyecem adam olacam:)hem de ne adam..kocamanım zaten yarına dair:)izler taşıyorum kocamanın üstünde kocaman.
Gündemi takip ediyorum her gün,siyasete takılıyorum haftada bir sanki çok anlıyormuşum gibi:)oyalanıyorum işte çünkü bu günde bitecek nasılsa hayat gibi:)gülmek marifet değil,marifet utanmadan kimin nasıl düşüneceğini umursamadan ağlamak:)
Herkes kolayca gidebiliyor benden,herkes kolayca kırabiliyor beni,peki ben...Neden hep arkalarından bakıp acı çekiyorum:)biliyorum tek kaldım:)biliyorum kaybettim, kaybettim imtihanımı:)bütün soruların cevabını biliyorken ben hepsini bilerek yanlış işaretledim:)şimdi bunda şeytanın ne günahı var:)
Kalmak istemiyorum artık Aziz gibi sırtlanıp çantamı gitmek istiyorum:)yolum önce Mısıra düşsün ımmmm sonrada ver elini Madagaskar:)Haritada yerini bilmediğim yerleri haritada görmeden önce görmek istiyorum:)veeeee artık yarını düşünmek istemiyorum:)veeee artık şimdiki benden yarının benine geçmek istiyorum:)
SADECE YORGUNUM AMA YARINDAN UMUTLUYUM:)
Gündemi takip ediyorum her gün,siyasete takılıyorum haftada bir sanki çok anlıyormuşum gibi:)oyalanıyorum işte çünkü bu günde bitecek nasılsa hayat gibi:)gülmek marifet değil,marifet utanmadan kimin nasıl düşüneceğini umursamadan ağlamak:)
Herkes kolayca gidebiliyor benden,herkes kolayca kırabiliyor beni,peki ben...Neden hep arkalarından bakıp acı çekiyorum:)biliyorum tek kaldım:)biliyorum kaybettim, kaybettim imtihanımı:)bütün soruların cevabını biliyorken ben hepsini bilerek yanlış işaretledim:)şimdi bunda şeytanın ne günahı var:)
Kalmak istemiyorum artık Aziz gibi sırtlanıp çantamı gitmek istiyorum:)yolum önce Mısıra düşsün ımmmm sonrada ver elini Madagaskar:)Haritada yerini bilmediğim yerleri haritada görmeden önce görmek istiyorum:)veeeee artık yarını düşünmek istemiyorum:)veeee artık şimdiki benden yarının benine geçmek istiyorum:)
SADECE YORGUNUM AMA YARINDAN UMUTLUYUM:)
İNSANLIĞA DAVETİYE
"Nedir bu ya?Nedir?Lütfen biri bana anlatsın bu durumu."Bu aralar kendime ve etrafımdakilere sıkça sorduğum sorudur bu.
nedir bu insanların yüzündeki maskeler.herkes birbirine benziyor,hiç kimse kendisi değil.Birbirine peşkeşçekenler mi dersin,yoksa menfaat uğruna yalakalık yapanlar mı ?Nedir bu ya?
Ne zamandan beri kendimizi kaybettik bilmiyorum.Doğrusunu ararsanız ben bu kimliksizliğin içine doğdum ve büyüdüm.Büyür büyümez"Nedir bu ya?" dedim kendi kendime.Sırf para için yapılan şeyler,sevgisizlik,şevkatsizlik...Ve büyümeye devam ettim,bu sefer karşıma iğrençlikler,kavgalar,gürültüler çıktı.Ve düşündüm bunlar hepsevgisizlikten,şevkatsizlikten...Büyüdükçe onlara benzemeye başladığımı anladım ve "dur" dedim.Dur dedikçe daha çok ilerledi etrafımdaki zulüm,işkence...hayvanlara bile taş çıkardık zaman zaman ve bazen "keşke hayvan olsaydım"dedirttirdi bu gaflet.Evet bu gaflet hep vardı ama bu denli iğrenç değildi.Anneler şevkatliydi.Bu gün annelerin bazıları bile çocuklarını öldürür oldu.Kimi bile bile ,kimi bilmeyerek.Kimi çağdaşlık adına,kimi modernlik uğruna,her nasılsa..Annelerin bazıları şevkatlerini yok ettiler bilel bile veya bilmeyerek.
Gençlerin bazıları dağa çıktı geleceği kurtarma adına ,ama kendi gelecekleri yok oldu bir hiç uğruna.Sırf kendi doymaz olasıca istekleriiçin kullandılar insanları bir piyon gibi.
Şöyle etrafıma bakıyorum da ben dahil çoğu insanda insanlık emaresi göremiyorum.Hani nerede insanlığımız,insan dediğin kardeşinin derdiyle dertlenen değil miydi?İnsan dediğin kardeşinin bombalar altındayken ağlayan ve gecelerce uyuyamayan değil miydi?Nedir zulüm?Nedir bu gidişat?
Doğuda töre cinayetleridiyorlar,dünyada savaş...Bir ülke diğer bir ülkeyi hiç düşünmeden,hiç vicdan azabı duymadan vuruyor.Ve yüzlerce kayıp...Ana Haber Bültenlerinden korkar olduk.Sokaktaki insana bu üç kelimeyi yan yana getirerek "Bu nedir?"diye sorsak,yani "Ana Haber Bültenleri nedir?" diye sorsak eminim çoğunluk menfi cevaplar verecek.Son Dakika Haberlerini hele sormayın gitsin...Savaşlar,ekonomik krizler,kapkaçlar,tecavüzler ve daha neler neler.
Nereye gidiyoruz ve niçin gidiyoruz?bu gidişat hiç iyi bir gidişat değik.Ama benim hala umudum var.Gelecek nesil adına dikilen fidanlar,etrafa atılan tohumlar adına benim hala umudum var.
Evet insanların "hep ben ve sadece ben" dedişkleri şu zamanlarda bir gün"biz"denilecek inanıyorum.Ama gün geliyor ki neye inanacağımı da şaşırıyorum.Filistin'de olup bir türlü bitemeyenlere mi,Afganlar'da yaşananlara mı?Neye inanacağımı şaşırdım.Çünkü insanlık bu hale gelemezdi,gelmemeliydi zaten.vurup öldürenlere insan denilmez ya.Sırf dış görünüşleri için "hadi neyse" deyip onlara da insan diyorum.
Abartılması gereken abartılmıyor.küçük olaylar kocaman olup gidiyor.Pireyi deve yapanlar farkında değil galiba bir şeylerin.Pireye durmadan deve dersen pire kendini bir şey zannedip etrafı pirelendirmez mi?
Evet işin özü şu,hep savaşlara,kazalara,kavgaya gürültüye davet çıkaracak değiliz ya.Ben insan gibi görünenleri insanlığa davet ediyorum.
Hilal BAYRAM(sadece içimden geldiği için yazdım)
nedir bu insanların yüzündeki maskeler.herkes birbirine benziyor,hiç kimse kendisi değil.Birbirine peşkeşçekenler mi dersin,yoksa menfaat uğruna yalakalık yapanlar mı ?Nedir bu ya?
Ne zamandan beri kendimizi kaybettik bilmiyorum.Doğrusunu ararsanız ben bu kimliksizliğin içine doğdum ve büyüdüm.Büyür büyümez"Nedir bu ya?" dedim kendi kendime.Sırf para için yapılan şeyler,sevgisizlik,şevkatsizlik...Ve büyümeye devam ettim,bu sefer karşıma iğrençlikler,kavgalar,gürültüler çıktı.Ve düşündüm bunlar hepsevgisizlikten,şevkatsizlikten...Büyüdükçe onlara benzemeye başladığımı anladım ve "dur" dedim.Dur dedikçe daha çok ilerledi etrafımdaki zulüm,işkence...hayvanlara bile taş çıkardık zaman zaman ve bazen "keşke hayvan olsaydım"dedirttirdi bu gaflet.Evet bu gaflet hep vardı ama bu denli iğrenç değildi.Anneler şevkatliydi.Bu gün annelerin bazıları bile çocuklarını öldürür oldu.Kimi bile bile ,kimi bilmeyerek.Kimi çağdaşlık adına,kimi modernlik uğruna,her nasılsa..Annelerin bazıları şevkatlerini yok ettiler bilel bile veya bilmeyerek.
Gençlerin bazıları dağa çıktı geleceği kurtarma adına ,ama kendi gelecekleri yok oldu bir hiç uğruna.Sırf kendi doymaz olasıca istekleriiçin kullandılar insanları bir piyon gibi.
Şöyle etrafıma bakıyorum da ben dahil çoğu insanda insanlık emaresi göremiyorum.Hani nerede insanlığımız,insan dediğin kardeşinin derdiyle dertlenen değil miydi?İnsan dediğin kardeşinin bombalar altındayken ağlayan ve gecelerce uyuyamayan değil miydi?Nedir zulüm?Nedir bu gidişat?
Doğuda töre cinayetleridiyorlar,dünyada savaş...Bir ülke diğer bir ülkeyi hiç düşünmeden,hiç vicdan azabı duymadan vuruyor.Ve yüzlerce kayıp...Ana Haber Bültenlerinden korkar olduk.Sokaktaki insana bu üç kelimeyi yan yana getirerek "Bu nedir?"diye sorsak,yani "Ana Haber Bültenleri nedir?" diye sorsak eminim çoğunluk menfi cevaplar verecek.Son Dakika Haberlerini hele sormayın gitsin...Savaşlar,ekonomik krizler,kapkaçlar,tecavüzler ve daha neler neler.
Nereye gidiyoruz ve niçin gidiyoruz?bu gidişat hiç iyi bir gidişat değik.Ama benim hala umudum var.Gelecek nesil adına dikilen fidanlar,etrafa atılan tohumlar adına benim hala umudum var.
Evet insanların "hep ben ve sadece ben" dedişkleri şu zamanlarda bir gün"biz"denilecek inanıyorum.Ama gün geliyor ki neye inanacağımı da şaşırıyorum.Filistin'de olup bir türlü bitemeyenlere mi,Afganlar'da yaşananlara mı?Neye inanacağımı şaşırdım.Çünkü insanlık bu hale gelemezdi,gelmemeliydi zaten.vurup öldürenlere insan denilmez ya.Sırf dış görünüşleri için "hadi neyse" deyip onlara da insan diyorum.
Abartılması gereken abartılmıyor.küçük olaylar kocaman olup gidiyor.Pireyi deve yapanlar farkında değil galiba bir şeylerin.Pireye durmadan deve dersen pire kendini bir şey zannedip etrafı pirelendirmez mi?
Evet işin özü şu,hep savaşlara,kazalara,kavgaya gürültüye davet çıkaracak değiliz ya.Ben insan gibi görünenleri insanlığa davet ediyorum.
Hilal BAYRAM(sadece içimden geldiği için yazdım)
KAYSERİİİİİİ
Sınav arefesiydi hiç çalışmamıştık ve inanılmaz bunalmıştım.Benim klasik yöntemim"bunalınca bulunduğun yerden firar et"hayat felsefem yapacak birşey yoktu.okul çıkışı arkadaşlarla bir karar aldık ya Samsun ya da Kayseri firar yeimiz olacaktı.Hemen eller ceplere gitti kuytu köşedeki paralar yastık altı birikimler kontrol edildi.Baktık ki ancak Kayseriye paramız yetiyor o da yolda giderken tabiri caizse tıkınmak için birşeyler almazsak.Neyse kimseye haber vermeden yola koyulduk.İlk durak ucuz taşımacılığın efsane,unutulmaz ve vazgeçilmez ulaştırma sistemi olan tren bileti almak oldu.Tren biletleri tamamdı saat yanılmıyorsa 24:00 da çufçuf deyip Kayseriye ulaşacaktık.Eve gittim ve ev arkadaşlarıma "ben gidiyorum iki gün yokum"dedim bir kaç parça bişey alıp evden çıktım.Biraz erken çıktık yola.Veeee tren garı.Garlar hep çok farklı gelmiştir bana inanılmaz yerlerdir aslında.Bir neyse daha başladık bekleme.Bir tren geldi çufçuf bir tren gitti çufçuf veee saat 24:00 bizim tren galmişti "hdi bakalım kızlar atlayın gidelim"dergibiydi.Yolculuk uyuyarak geçmişti.Kayseri'nin girişi ezanla karşıladı bizi.Kehat girmeden inip bir cami bulup kılmak gerekti.Derken tren "hadi bakalım inme vakti"dedi.Biz iner inmez etrafta cami aramaya başladık ve görünen ilk minareye doğru koşar adımlarlaydık.Camiye vardığımızda camiden çıkan amcalarla karşılaştık biraz kelam ettk. İlk fotoyu çektik gözler şiş ve yorgunuz.Başldık gezmeye karşımızda heybetliduruşuyla Erciyes.Kayseri'nin merkezi küçük İstanbul.Durduk seyrettik bir müddet eee RTVci olarak durmak yakışmazdı ve ir kaç kare yakalamak şartı.Teknolojinin cebimizdeki paraya uyarlandığı kadarıyla,yani imkanlar el verdikçe kare yaklamaya çalıştık bir cep telefonuyla...Şekilden şekile girmek bizim için problem değildi ki biz film çekerken ne şekillere girdik Allahu alem.Ahhh küçük İstanbul dedim içimden meğer mekanımı özlemişim haberim yokmuş.Merkezinde gezmediğimiz yer kalmadı sanırsam.Eğer Kayseril, arkadaşım Şule eksik gezdirmediyse.Merkezden zamanla sıkılıp arkadaşın ailesinin bulunduğu Yahyalı ilçesine doğru ilerlemeye başladık oraya ulaşmak için de kişi başına 7 tl ödedik."Amaaan o da ne ki"demeyin ha.Bizim için ganimetti.Bir ahhhhhh daha çektirdi bana Yahyal.Çok şirin çok samimi bir ilçe pek gelşmiş değildi ama çok masumdu belki gelişseydi masumiyeti yok olurdu.Ve Şulenin evindeyiz samimi içten bir karşılam.Diğer arkadaşım(Elvan)ve ben çok mtlu olmuştuk bu karşılamadan ötürü.Bizim için yapılan meşhuuuuuur Kayseri mantısının tadı hala damağımda,sarmalar ve asla unutamayacağm çayla beraber sunulan kek...Durmak olmazdı gezi zamanı etrafı yeşilliklerle dolu bir dere.Yürü yürü bitmeyen bir huzur.Etraftaki insanların samimi bakışları.Ve Allah'a bir kez daha aşık oluşu yaşadık.Gezip görmek lazım neme lazım belki ordaki tefekkür cennetlik eder bizi kim bile.İsim ve tarih hafızam pek olmadığı için birazdan anlatacağım yerin adını hatırlayamayacağım.Arabaya atladık bir şelalecik kenarı öyle şelalecik dediğime bakmayın küçük ama çok etkili nasıl hırçın akıyor görmelisiniz sanki alacaklı kayalıklardan.Aklıma memleketim Trabzonum gelmişti.Ne hırçın akar deli deli ufacık ama durmaz yerinde dereleri Akdenizli Egeli hayran kalır ama katlanamaz içine girince.Durun durun ben Kayseriyi anlatıyordum.Önünde resim çektik ve video görüntüleri aldık.Sanasal olmalıydı çektiklerimi ama şimdi bakıyorumda ne de haybeden çekmişiz.Yemeği şelaleciğin önünde yedik ve dolanmaya başladık.Ben kaya parçaların üstünde hoplamaya başladım arkamı bir döndüm baktım ki arkadaşım Elvan yerde ne oldu diye şaşırıyorum bir yandan gülüyorum durmadan.Meğer ben de atlarım deyip atlamaya çalışmış ama nafile kendini yerde buluvemiş:)Neyse üç galiba gezi kısaydı ama fevkaladenin fevkindeydi Blent Rsoy hesabı geri dönme vaktiyid, bizi bekleyen sınavlar ve "vay satıcılar bizsiz gidersiniz"diye bizar olan arkadaşlar bizi bekliyordu.Tren garındayız tekrar.Uzuuuuuuuuunca bir bekleyiş.Ve çuf çuf.Trene bindik bir kompartumanı kaptık.Yolculuk vakti el sallanmalıydı birilerine.Bizde camdan dışarı elimizi ve kafamızı çıkararak başladık önümüze gelene adama kadına ağaca ve hatta köpeğe el sallamaya.Güzel yanı tarlada çapa yapan teyzelerin de bize el sallamaları şarkılar türküler ve yorgun düşen bedenler.Evet uyuyakaldık gözlerimizi açtığımızda başladığımız yerdeydik.HER SON GİBİ.VE EN HAKİKİ SON GİBİ.selametle...
hep ben suçlu değilim bana bakan nazar var...
Bi hayli zaman olmuştu efkar perdelerni gözlerimden kaldırmayalı...Bi hayli bekleyişlerim oldu şimdi olduğu gibi...Ve bi hayli ağlayışlarım gecelerce...Saatler geçmez sanmıştım bir baktım koşar adımlarlayım günlere doğru,ve her gecemin sabahı ayları getirdi bana...Unutucağımı bile bile ağladım o zorlu gecelerde...Al işte yine gülüyorum kalbim kırık da olsa,ve bu sefer korkusuzca atılıyorum hayata çünkü artık ezberledim dersimi,bana verilen role alıştım ve razıyım kaderime....Nasıl oluyorsa,herşey olması gerektiği gibi oluyor nasılsa:))Ama biliyorum "düşersem yanarım"...Daha az güveniyorum insanlara,daha az yoldaş oluyorum...Çektiğim çile değil biliyorum,demekki ben bunu kaldırabiliyorum yazık bana:((Gazze'de kardeşleim perişanken,Afganlarda zulüm alttan altan sürüyoken...Evimde ailem,Yozgatta dostum,N.Fazıl'da bir yar dertliyken ben hala nasıl derdim var diyorum:((Siz burdan okuyamıyorsanız da ben sizi çooooooooooooooooooooooooooook seviyorum...Sizin beni sevip sevmemeniz önemli değil...Hadi akrep yelkovanı mı yelkovan akrebi mi kovalıyor bulalım...Saatlerimizi 26:00'a ayarlayalım ne akrep bulabilsin bizi o saatte ne de yelkovan...Bu kez biz onları sobeleyelim..Ne olur 26:00'da çocuk olalım..Ne olur boşu boşuna olgun takılmaylım...Ne olur artık tövbeleri bozmayalım yeni tövbler için...Ne olur Allah'a karşı samimi olalım...Hadi 26:00'da çocuk olalım...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


