22 Eylül 2010 Çarşamba

TÜRKAN SAY-LAN

İlk yazımın konusunu girişini günlerdir düşünüyordum.Esasen ilk yazım yerel gazetecilikle alakalı olsaydı fena olmazdı ama olmadı...Ne olsun ne olsun diye düşünürken geçenlerde tv kanallarını turlarken karşıma bir dizi fragmanı çıktı, dikkatimi çekti durdum, izledim.Fragman çok hoş hazırlanmış inişli çıkışlıydı "hoş hazırlanmış"dedim "kim bilir dizi ne güzeldir" dedim...Bir idealist kadın, devleti milleti için hırslanmış bakışlar ve tabiki aşk...fragmanı izlemeye devam ederken dizinin adını öğrenmiş oldum TÜRKAN...şaşırdım Türkan Saylan dizi olmuş ve dizide kahraman olarak ilan edilmiş...heyyyyt beeee demeden duramadım
Türkan saylan ve kahramanlık..su ve zeytinyağı misali birbirine karışmayan iki farklı madde...türkan saylan eğer kahraman olarak anılıyorsa bu ülkede ergenekon dalında baya kahraman var demek...artık türkan saylanın yaptıklarını ve ne amaçla yaptığını bilmeyen yok...gençliği cicili bicili yapıp piyasa sürmesi internet ortamında dolanan türkanın yaptığı tuhaf şeyler..Hayır yani madem kahramansınız örtülü bi öğrencimizi neden eğitmedi.ÇYDD adı altında toplanan zehirli beyinler madem o kadar çağdaş neden yurdunun insanlarını bir görüp ayrım yapmadan elini uzatmadı...ÇYDD adı altında toplanan bu örümcek ağlı beyinler madem öyle neden dini bu kadar yok etme çabası içine girdiler...Artık tüm dünya bunu kabul etti dinsiz bir devlet yıkılmaya yüz tutmuştur...bu yüzden artık din ve inanç üzerinden ne siyaset yapılsın ki artık öyle olacak inşallah ne de artık dini inançlar bir mayın tarlası olarak görülsün....Osmanlı misali yaşansın her görüşe saygılı ama her görüş taraftarı olmayan bir anlayış...
Türkan saylan,kahraman olarak tanıtılan ve aslında güzelim memleketimin henüz açmamış tomurcuk gençleri dinden imandan uzaklaştırarak kahraman olan türkan.ahlaksız çoğu halleri meşrulaştıran türkan.ve bunu yaparken de çağdaşlık dayanışma adı altında topluma taslayan türkan. el insaf minel vicdan diyorum...ve susuyorum...

BuRuk TeBeSsÜm

Perşembe günüydü akşama yakın bir vakit,güneş mekanına çekilmişti,yerini akşamın karanlığına bırakmıştı ve sahne sırası güneşi minik kardeşleri yıldızlarındı...Genç kız ve genç erkek anlamsız bir şekilde tartışmışlardı yine...Ve artık genç kızın mücadele isteği kalmamıştı...Genç kız telefonu eline aldı ve"o zaman bitsin istersen"diye mesaj attı sevdiği,kalbinde kıdemli tuttuğu yarine..Genç erkek önce karar veremedi..Seviyorlardı birbirlerini ama sanki bu ilişkide gurur başbakandı...Genç kız bekledi mücadele sırası genç erkeğindi...Beklediler bekledir..Cuma gecesiydi sevgilerinin Yasin-i Şerifi okunmaya başlanmıştı sanki,Eros saklanmıştı yoktu ortalıkta...Ortada kalan gurur,genç kız ve genç erkekti..Her ikisi de bitmeli mi ki diye düşündü...Bitmesini istemezken istemeye istemeye düşündüler birbirlerine düşündürttüler...Genç kız erosu beklidi sevdiğinin yanında hani bi ok atsa da ucunda kalbi olan bi ok da kurtarsa bitmemesi gerekeni...Ama olmuyordu bir türlü,genç erkek gitme kal diyemiyordu,dökülmüyordu o güzelim sözler güzelim gönüllere...Yasin-i Şerif bitiyordu sanki son sayfasındalardı artık...Saat 02:00...Genç erkek uyumuştu..Genç kız namaz kılmak için yerinden kalkmıştı ve ne yapıyoruz biz diye düşündü...Namaz kılınmıştı dua en içten bir şekilde sahibine gönderilmişti meleklerin kanatlarında...Genç kız da uyumuştu artık ve Yasin-i Şerifte tamamlanmıştı...Ve Cuma günü ayrılık kararı tekrarlandı ama kararın içindeki kararsızlık göze çarpıyordu..Genç kız"anlaşıldı hakkını hellal et" diyordu Selalarla beraber.Cuma vaktiydi.Cuma namazına mütakiben iki gencin cenaze namazının selasıydl sanki"hayallelfelah,hayallelfelah"...Bir son daha bir hüzün girdabı daha esasen genç kızın buna dayanacak gücü yoktu ama başka üstünde çıkış yazan kapıda yoktu.Güçlü görünmeliydi ve öyle yaptı "nasıl olsa zamanla geçer"dedi içinden.Ah eros ah..."Bitti yani"diye bir mesaj geldi cuma namazına hazırlanan genç erkekten...Ne yapmalıydı bilmiyordu kız ne demeliydi acaba o da sordu kendine evet bitti mi yani,karar bu muydu?Durdu ve yok bu Yasin-i Şerifi bi ömür bitirmeden beraber okumalıyız  dedi ve bilmiyorum,bişeyler yap dedi....Yeni bir vaktin doğuşu yaklaşıyordu öğlen geliyordu sabah toy vakitler bittmişti aslında, öğlen vakti doğuyordu...Ezan okunuyordu artık ahh içimi rahatlatan manalı ses dedi genç kız ve Biricik Rabbine cuma vaktinde bereket dolu o saatte kabul kapılarının sonuna kadar açık olduğu o saatte dua etti genç kız" Allahım herşeyin en hayırlısını sen bilirsin ki Sen bize hayırlı olanı bahşeyle"...Bekledi msj yoktu sessizliğin çığlığı kulaklarını acıtıyordu...Namaz bitmişti ve yine bekledi...Beklemeyi de bekledi..veeee msj "cicilerini giy dışarı çıkalım"diye..Evet genç erkek kararın kararsızlığına bir karar verdirmişti:)Buluştuklarında aslında birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini anlamışlardı ah bir de evlenebilselerdi..Vakit tamam olsaydı..İyiki büyükler var dedi genç kız içinden,bir tanıdık ziyareti çıkışıydı"... ve zamanı daraltın fazla sürdürmeyin bişeyleri" diyorlardı ve yolda genç kız bunları düşünüyordu...Artık vuslat zamanıydı ve artık gözler hiç birbirinden ayrılmamalıydı...Bir mezar daha gerekmezdi iki kişinin hayatında...(Ya leyteni küntü turab)Nebe Suresi 40.ayet.

NE VARSA

Doğan grubu,Hilal Saral yönetmenliğindeki ekibi Fatmagülün Suçu Ne?adlı dizide yine bir araya getirdi.Dizi Aşk-ı Memnuyla aynı kalitede olması dikkatlerden kaçmıyor.Öyleki ahlaki açıdan da aynı düzeyde...Hani hep dilimizdedir bayram seyranda "ah mirim nerde o eski bayramlar?"diye.Artık "ah mirim nerde o eski güzelim diziler filmler"der olduk.Ya ne oluyor ne yapmaya çalışışıyoruz biz gelecek nesile anlamadım gitti...Sanki marifetmiş gibi böylesi sahneleri çekip millete hangi ahlak anlayışını pazarlıyoruz bilemiyorum.Biz avrupa ya da ötesi değiliz biz Osmanlı torunu Türk evlatlarıyız.Bize ecnebini eğer kibarsa sen ondan daha kibar olacak ecnebi ahlaklıysa sen daha ahlaklı olacaksın diye öğretildi,öğretildi ki inançalrımıza saygı duyulsun peki biz ne durumdayız şu an....Dizilerimiz fuhuş yuvası, devlet yönetiminde boykot çalışmaları...Bence artık dizilere el atılmalı hatta anayasada yer almalı. benim geleceğime ahlakıma zarar verecek her unsur hayatımızdan çıkartılmalı...Biz Türk milletinin en büyük "ne yazık ki"si bastırılmış duygulara sahip olmamız.Bizler daha çok içimizdeki sorunları halletmemiş daha çok bastırmışız...Eeee bunu fırsat bilen yapımcılar dayıyor bizlere bu dizileri....Sokakta, tartışma ortamlarında" vay ahlaksızlar ,vay pislikler izlenir mi yahu bu diziler deyip dururken eve gittiğimizde yahu aç bir şu Fatmagülü de suçu var mı diye bakalım" diyoruz ve böylelikle anca kendimizi bastırıyoruz....
Temelden başalamalıyız en temelden ve artık gerileme vakti geldi..Gerileyelim..Nasıl ki moda da artık 70ler 80ler moda...Tv de de gerileyelim hele hele bu yapıtlarda teknoloji özürlüsü olalım...Merak ediyorum başbakan bunlardan haberdar mı?Merak ediyorum toplumdaki bu ahlaksız yapılanmayı en çok etkileyen diziler olduğunu bilmiyor mu?Ya hu tamam sigara alkol ekranlarda görünmesin, evet çok güzel bir uygulama ama görmezler mi diğer boyutları ne aşamadayız?Yoksa artık bu tarz şeyler çağdaşlık olarak mı nitelendiriliyor...Toparlanma vakti gelmeli lütfen artık gerileyelim ve 14 asır evveline ulaşıp frekans ayarını yapalım, aradaki cızırtılardan 14 asır evvelini duyamıyor haldeyiz, yok oluyoruz..."Ah mirim ne varsa eskilerde var,kalmadı buraların tadı,hadi marsa taşınalım orda Fatmagül yokmuş":)))

1 Eylül 2010 Çarşamba

ETME


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme


Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için

Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme



Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme…

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil

Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!



Şems’in gidişinden sonra Hz. Mevlana’nın dilinden dökülen sözler

ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir

evvelce biz bu tenhalarda

ziyade gülüşürdük

pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının

ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler

zamanlar değişti

ayrılık girdi araya

hicrana düştük bugün

ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

elde var hüzün

o şehrayin fakat çıkar mı akıldan

çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

sırılsıklam aşık incesaz

kadehlerin mehtaba kaldırılması

adeta düğün

hayat zamanda iz bırakmaz

bir boşluğa düşersin bir boşluktan

birikip yeniden sıçramak için

elde var hüzün



ATTİLA İLHAN

.....



Aşk kalple yazıldı, kalple okunuyor



Romanı seven okurların arkadaşına, kuzenine, yengesine hediye ettiklerini duyduğunu söyleyen Elif Şafak, "Hepimiz aslında bir eksiklik duygusuyla, aşka özlemle yaşıyoruz," diyor



- Aşk´ın sırrı ne? Okurları neden bu kadar derinden etkiledi sizce?

- Aşk´ın sırrı akılda değil, kalpte. Ben bu romanı kalbimle yazdım. Okuyanlar kalpleriyle okuyor. Bu öyle dışarıdan bakarak, kitabı okumadan anlaşılacak bir tılsım değil. Bir ruhdaşlık hali. Kitap, yazar ve okur arasında ilmik ilmik ruh akrabalıkları örülüyor.



- Aşk´ın gördüğü bu ilgi, okurun ister ilahi, ister dünyevi olsun gerçek aşka özlem duyduğunun da bir göstergesi olabilir mi?

- Hepimiz aşka özlem duyuyoruz. Yüreğimizin derininde bir yerde hepimiz aslında bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz. Romanda Şems diyor ki: "Her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız tamamlanmaya çalışmakla geçiyor. Bizi tamamlamayacak, bütünleyecek tek bir şey var. O da aşk!"



- Romandaki 40 değişim kuralının da kitabın bu kadar ilgi görmesinde rol oynadığını söyleyebilir miyiz? Kişisel gelişim kitaplarında da benzerlerine rastladığımız ve bizi uykudan uyandırmaya yönelik bu öze dönük yapıcı kurallara ihtiyacımız var mı?

- Romanda 40 kural var. Bunların hepsi hayali kurallar. Ben bunlara ´Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı´ diyorum. Roman çıktığından beri bunlar çok konuşuluyor. İnternette dolaşıyor. İmza günlerinde bana getirilen kitaplara bakıyorum. Hep kuralların altı çizilmiş. Bütün bunlar beni mutlu ediyor. Bu kuralları kurgulamak bana da iyi geldi. Ama ben hiçbir zaman bunları ´kişisel gelişim kuralları´ gibi düşünmedim. Bunlar sadece dostane fısıltılar. Yoksa okura bir şey öğretmek gibi bir tavrı olmamalı yazarın.



- Okurlarla konuşmalarımda herkes sözbirliği etmişcesine "Mevlana´yı, tasavvufu biliyorduk ama Şems´i bu kitapla sevdik ve onu daha çok tanımak istedik," diyor. Sizin böyle bir niyetiniz var mıydı?

- Benim hem Hazreti Mevlana´ya hem Tebriz´in Güneşi Şems´e çok derin hürmetim var. Mevlana görece daha iyi biliniyor, ama Şems pek bilinmiyor. Halbuki o muazzam bir cevher. Onu anlamadan Mevlana´yı anlamak mümkün mü? Et ile tırnak gibiler. Ama bir o kadar da farklılar aslında. Ben o ilahi bağı anlatmak istedim. Kitabevi sahiplerinden şöyle şeyler işitiyorum: Aşk´ı okuduktan sonra Mesnevi´yi okumak isteyenler artmış. Bir de "Şems hakkında başka kitap var mı?" diye soranlar çok oluyormuş. Bunlar beni mutlu ediyor.



- Mevlana ile Şems´in arasındaki benzersiz gönül bağına ülkemizde hep önyargıyla yaklaşılıyordu. Aşk, bu önyargıyı az da olsa kırdı mı? Romanda da geçen "Aşk bir milat gibidir. Şayet aşktan sonra aynı kalmışsak yeterince sevmemişiz demektir," sözünde olduğu gibi bir milat etkisi yaratabilir mi? Ya da bir romandan bu kadar büyük değişim yaratmasını beklemek ne kadar akılcı?

- Ben romanların tek başına bu kadar dönüştürücü bir etki yaratacağına inanmıyorum. Ancak şu olabilir: Roman okurunu, okur romanını bulur. Bu bir ruh akrabalığıdır.



- Çok uzun süredir, insanların etkilendikleri kitabı, dostlarına da alıp hediye ettiklerine tanık olmuyordum. Ama Aşk´tan beş altı adet alıp arkadaşlarına verenleri tanıyorum. Bu, paylaşımın nasıl bir açıklaması olabilir?

- Biz genelde zannediyoruz ki bir romanın tanınmasında basın en büyük rolü oynuyor. Halbuki basından daha önemli olan bir şey var: ´Fısıltı gazetesi!´ Aşk´ı seven okur, kitabı alıyor yengesine, kız arkadaşına, kuzenine hediye ediyor. Ya da aynı kitabı beş kişi okuyor sırayla. Mesela Aşk´ı ailece okuyor insanlar. Üç kuşak okuyor. Anneanne, anne ve kızları. Türkiye´de çok samimi, hakiki bir edebiyat okuru var. Bir kitabı severse çok seviyor. Sevmezse de okumuyor işte. Okurun değerlendirmesi her şeyin üstünde.


Sabah
10.05.2009



Okurla aramdaki özel bir ruhdaşlık hali...




- Aşk hakkında bugüne kadar aldığınız en etkileyici yorum ne oldu?

- Okurların Aşk ile ilgili yorumları beni çok duygulandırıyor. Bunları anlatamam çünkü bu özel bir sırdaşlık, ruhdaşlık hali. Kimisi bu romanın onu nasıl etkilediğini anlatmak için mektup yazıyor, kimi resim yapıyor. Bazıları etkinliklerime gelip benden bir eşya almak istiyor. Yüzüklerimi, eşarplarımı, kalemlerimi alıyorlar. Giden her eşyamın yerine başka okurlar hediye getiriyor. Gene yüzük, eşarp, kalem veriyorlar. Her imza gününde eşyalarım gidiyor ve yeni eşyalar geliyor.



- Aşk, İngilizce´de hangi isimle yayımlanacak?

- İnanır mısınız hâlâ karar veremedim. Bugün yarın artık bir karar vereceğim. Çünkü aşk kelimesinin derinliği başka. Onu karşılayan bir isim aramaktayım.



- Dünyada da Türkiye´de gördüğü büyük ilgiyi almasını bekliyor musunuz?


- Bilemiyorum ki. Kısmet diye bir şey var.


- Kitap ayraçları pek çok dilde aşk karşılığında hazırlanmış. Ama hiç Türkçe aşk yok, neden?



- Çünkü Türkçe Aşk kitabın üstünde! Büyük harflerle hem de. Ona eşlik etsin diye 14-15 dilde aşk yazdık ayraçlara.