22 Eylül 2010 Çarşamba

TÜRKAN SAY-LAN

İlk yazımın konusunu girişini günlerdir düşünüyordum.Esasen ilk yazım yerel gazetecilikle alakalı olsaydı fena olmazdı ama olmadı...Ne olsun ne olsun diye düşünürken geçenlerde tv kanallarını turlarken karşıma bir dizi fragmanı çıktı, dikkatimi çekti durdum, izledim.Fragman çok hoş hazırlanmış inişli çıkışlıydı "hoş hazırlanmış"dedim "kim bilir dizi ne güzeldir" dedim...Bir idealist kadın, devleti milleti için hırslanmış bakışlar ve tabiki aşk...fragmanı izlemeye devam ederken dizinin adını öğrenmiş oldum TÜRKAN...şaşırdım Türkan Saylan dizi olmuş ve dizide kahraman olarak ilan edilmiş...heyyyyt beeee demeden duramadım
Türkan saylan ve kahramanlık..su ve zeytinyağı misali birbirine karışmayan iki farklı madde...türkan saylan eğer kahraman olarak anılıyorsa bu ülkede ergenekon dalında baya kahraman var demek...artık türkan saylanın yaptıklarını ve ne amaçla yaptığını bilmeyen yok...gençliği cicili bicili yapıp piyasa sürmesi internet ortamında dolanan türkanın yaptığı tuhaf şeyler..Hayır yani madem kahramansınız örtülü bi öğrencimizi neden eğitmedi.ÇYDD adı altında toplanan zehirli beyinler madem o kadar çağdaş neden yurdunun insanlarını bir görüp ayrım yapmadan elini uzatmadı...ÇYDD adı altında toplanan bu örümcek ağlı beyinler madem öyle neden dini bu kadar yok etme çabası içine girdiler...Artık tüm dünya bunu kabul etti dinsiz bir devlet yıkılmaya yüz tutmuştur...bu yüzden artık din ve inanç üzerinden ne siyaset yapılsın ki artık öyle olacak inşallah ne de artık dini inançlar bir mayın tarlası olarak görülsün....Osmanlı misali yaşansın her görüşe saygılı ama her görüş taraftarı olmayan bir anlayış...
Türkan saylan,kahraman olarak tanıtılan ve aslında güzelim memleketimin henüz açmamış tomurcuk gençleri dinden imandan uzaklaştırarak kahraman olan türkan.ahlaksız çoğu halleri meşrulaştıran türkan.ve bunu yaparken de çağdaşlık dayanışma adı altında topluma taslayan türkan. el insaf minel vicdan diyorum...ve susuyorum...

BuRuk TeBeSsÜm

Perşembe günüydü akşama yakın bir vakit,güneş mekanına çekilmişti,yerini akşamın karanlığına bırakmıştı ve sahne sırası güneşi minik kardeşleri yıldızlarındı...Genç kız ve genç erkek anlamsız bir şekilde tartışmışlardı yine...Ve artık genç kızın mücadele isteği kalmamıştı...Genç kız telefonu eline aldı ve"o zaman bitsin istersen"diye mesaj attı sevdiği,kalbinde kıdemli tuttuğu yarine..Genç erkek önce karar veremedi..Seviyorlardı birbirlerini ama sanki bu ilişkide gurur başbakandı...Genç kız bekledi mücadele sırası genç erkeğindi...Beklediler bekledir..Cuma gecesiydi sevgilerinin Yasin-i Şerifi okunmaya başlanmıştı sanki,Eros saklanmıştı yoktu ortalıkta...Ortada kalan gurur,genç kız ve genç erkekti..Her ikisi de bitmeli mi ki diye düşündü...Bitmesini istemezken istemeye istemeye düşündüler birbirlerine düşündürttüler...Genç kız erosu beklidi sevdiğinin yanında hani bi ok atsa da ucunda kalbi olan bi ok da kurtarsa bitmemesi gerekeni...Ama olmuyordu bir türlü,genç erkek gitme kal diyemiyordu,dökülmüyordu o güzelim sözler güzelim gönüllere...Yasin-i Şerif bitiyordu sanki son sayfasındalardı artık...Saat 02:00...Genç erkek uyumuştu..Genç kız namaz kılmak için yerinden kalkmıştı ve ne yapıyoruz biz diye düşündü...Namaz kılınmıştı dua en içten bir şekilde sahibine gönderilmişti meleklerin kanatlarında...Genç kız da uyumuştu artık ve Yasin-i Şerifte tamamlanmıştı...Ve Cuma günü ayrılık kararı tekrarlandı ama kararın içindeki kararsızlık göze çarpıyordu..Genç kız"anlaşıldı hakkını hellal et" diyordu Selalarla beraber.Cuma vaktiydi.Cuma namazına mütakiben iki gencin cenaze namazının selasıydl sanki"hayallelfelah,hayallelfelah"...Bir son daha bir hüzün girdabı daha esasen genç kızın buna dayanacak gücü yoktu ama başka üstünde çıkış yazan kapıda yoktu.Güçlü görünmeliydi ve öyle yaptı "nasıl olsa zamanla geçer"dedi içinden.Ah eros ah..."Bitti yani"diye bir mesaj geldi cuma namazına hazırlanan genç erkekten...Ne yapmalıydı bilmiyordu kız ne demeliydi acaba o da sordu kendine evet bitti mi yani,karar bu muydu?Durdu ve yok bu Yasin-i Şerifi bi ömür bitirmeden beraber okumalıyız  dedi ve bilmiyorum,bişeyler yap dedi....Yeni bir vaktin doğuşu yaklaşıyordu öğlen geliyordu sabah toy vakitler bittmişti aslında, öğlen vakti doğuyordu...Ezan okunuyordu artık ahh içimi rahatlatan manalı ses dedi genç kız ve Biricik Rabbine cuma vaktinde bereket dolu o saatte kabul kapılarının sonuna kadar açık olduğu o saatte dua etti genç kız" Allahım herşeyin en hayırlısını sen bilirsin ki Sen bize hayırlı olanı bahşeyle"...Bekledi msj yoktu sessizliğin çığlığı kulaklarını acıtıyordu...Namaz bitmişti ve yine bekledi...Beklemeyi de bekledi..veeee msj "cicilerini giy dışarı çıkalım"diye..Evet genç erkek kararın kararsızlığına bir karar verdirmişti:)Buluştuklarında aslında birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini anlamışlardı ah bir de evlenebilselerdi..Vakit tamam olsaydı..İyiki büyükler var dedi genç kız içinden,bir tanıdık ziyareti çıkışıydı"... ve zamanı daraltın fazla sürdürmeyin bişeyleri" diyorlardı ve yolda genç kız bunları düşünüyordu...Artık vuslat zamanıydı ve artık gözler hiç birbirinden ayrılmamalıydı...Bir mezar daha gerekmezdi iki kişinin hayatında...(Ya leyteni küntü turab)Nebe Suresi 40.ayet.

NE VARSA

Doğan grubu,Hilal Saral yönetmenliğindeki ekibi Fatmagülün Suçu Ne?adlı dizide yine bir araya getirdi.Dizi Aşk-ı Memnuyla aynı kalitede olması dikkatlerden kaçmıyor.Öyleki ahlaki açıdan da aynı düzeyde...Hani hep dilimizdedir bayram seyranda "ah mirim nerde o eski bayramlar?"diye.Artık "ah mirim nerde o eski güzelim diziler filmler"der olduk.Ya ne oluyor ne yapmaya çalışışıyoruz biz gelecek nesile anlamadım gitti...Sanki marifetmiş gibi böylesi sahneleri çekip millete hangi ahlak anlayışını pazarlıyoruz bilemiyorum.Biz avrupa ya da ötesi değiliz biz Osmanlı torunu Türk evlatlarıyız.Bize ecnebini eğer kibarsa sen ondan daha kibar olacak ecnebi ahlaklıysa sen daha ahlaklı olacaksın diye öğretildi,öğretildi ki inançalrımıza saygı duyulsun peki biz ne durumdayız şu an....Dizilerimiz fuhuş yuvası, devlet yönetiminde boykot çalışmaları...Bence artık dizilere el atılmalı hatta anayasada yer almalı. benim geleceğime ahlakıma zarar verecek her unsur hayatımızdan çıkartılmalı...Biz Türk milletinin en büyük "ne yazık ki"si bastırılmış duygulara sahip olmamız.Bizler daha çok içimizdeki sorunları halletmemiş daha çok bastırmışız...Eeee bunu fırsat bilen yapımcılar dayıyor bizlere bu dizileri....Sokakta, tartışma ortamlarında" vay ahlaksızlar ,vay pislikler izlenir mi yahu bu diziler deyip dururken eve gittiğimizde yahu aç bir şu Fatmagülü de suçu var mı diye bakalım" diyoruz ve böylelikle anca kendimizi bastırıyoruz....
Temelden başalamalıyız en temelden ve artık gerileme vakti geldi..Gerileyelim..Nasıl ki moda da artık 70ler 80ler moda...Tv de de gerileyelim hele hele bu yapıtlarda teknoloji özürlüsü olalım...Merak ediyorum başbakan bunlardan haberdar mı?Merak ediyorum toplumdaki bu ahlaksız yapılanmayı en çok etkileyen diziler olduğunu bilmiyor mu?Ya hu tamam sigara alkol ekranlarda görünmesin, evet çok güzel bir uygulama ama görmezler mi diğer boyutları ne aşamadayız?Yoksa artık bu tarz şeyler çağdaşlık olarak mı nitelendiriliyor...Toparlanma vakti gelmeli lütfen artık gerileyelim ve 14 asır evveline ulaşıp frekans ayarını yapalım, aradaki cızırtılardan 14 asır evvelini duyamıyor haldeyiz, yok oluyoruz..."Ah mirim ne varsa eskilerde var,kalmadı buraların tadı,hadi marsa taşınalım orda Fatmagül yokmuş":)))

1 Eylül 2010 Çarşamba

ETME


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme


Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için

Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme



Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme…

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil

Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!



Şems’in gidişinden sonra Hz. Mevlana’nın dilinden dökülen sözler

ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir

evvelce biz bu tenhalarda

ziyade gülüşürdük

pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının

ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler

zamanlar değişti

ayrılık girdi araya

hicrana düştük bugün

ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

elde var hüzün

o şehrayin fakat çıkar mı akıldan

çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

sırılsıklam aşık incesaz

kadehlerin mehtaba kaldırılması

adeta düğün

hayat zamanda iz bırakmaz

bir boşluğa düşersin bir boşluktan

birikip yeniden sıçramak için

elde var hüzün



ATTİLA İLHAN

.....



Aşk kalple yazıldı, kalple okunuyor



Romanı seven okurların arkadaşına, kuzenine, yengesine hediye ettiklerini duyduğunu söyleyen Elif Şafak, "Hepimiz aslında bir eksiklik duygusuyla, aşka özlemle yaşıyoruz," diyor



- Aşk´ın sırrı ne? Okurları neden bu kadar derinden etkiledi sizce?

- Aşk´ın sırrı akılda değil, kalpte. Ben bu romanı kalbimle yazdım. Okuyanlar kalpleriyle okuyor. Bu öyle dışarıdan bakarak, kitabı okumadan anlaşılacak bir tılsım değil. Bir ruhdaşlık hali. Kitap, yazar ve okur arasında ilmik ilmik ruh akrabalıkları örülüyor.



- Aşk´ın gördüğü bu ilgi, okurun ister ilahi, ister dünyevi olsun gerçek aşka özlem duyduğunun da bir göstergesi olabilir mi?

- Hepimiz aşka özlem duyuyoruz. Yüreğimizin derininde bir yerde hepimiz aslında bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz. Romanda Şems diyor ki: "Her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız tamamlanmaya çalışmakla geçiyor. Bizi tamamlamayacak, bütünleyecek tek bir şey var. O da aşk!"



- Romandaki 40 değişim kuralının da kitabın bu kadar ilgi görmesinde rol oynadığını söyleyebilir miyiz? Kişisel gelişim kitaplarında da benzerlerine rastladığımız ve bizi uykudan uyandırmaya yönelik bu öze dönük yapıcı kurallara ihtiyacımız var mı?

- Romanda 40 kural var. Bunların hepsi hayali kurallar. Ben bunlara ´Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı´ diyorum. Roman çıktığından beri bunlar çok konuşuluyor. İnternette dolaşıyor. İmza günlerinde bana getirilen kitaplara bakıyorum. Hep kuralların altı çizilmiş. Bütün bunlar beni mutlu ediyor. Bu kuralları kurgulamak bana da iyi geldi. Ama ben hiçbir zaman bunları ´kişisel gelişim kuralları´ gibi düşünmedim. Bunlar sadece dostane fısıltılar. Yoksa okura bir şey öğretmek gibi bir tavrı olmamalı yazarın.



- Okurlarla konuşmalarımda herkes sözbirliği etmişcesine "Mevlana´yı, tasavvufu biliyorduk ama Şems´i bu kitapla sevdik ve onu daha çok tanımak istedik," diyor. Sizin böyle bir niyetiniz var mıydı?

- Benim hem Hazreti Mevlana´ya hem Tebriz´in Güneşi Şems´e çok derin hürmetim var. Mevlana görece daha iyi biliniyor, ama Şems pek bilinmiyor. Halbuki o muazzam bir cevher. Onu anlamadan Mevlana´yı anlamak mümkün mü? Et ile tırnak gibiler. Ama bir o kadar da farklılar aslında. Ben o ilahi bağı anlatmak istedim. Kitabevi sahiplerinden şöyle şeyler işitiyorum: Aşk´ı okuduktan sonra Mesnevi´yi okumak isteyenler artmış. Bir de "Şems hakkında başka kitap var mı?" diye soranlar çok oluyormuş. Bunlar beni mutlu ediyor.



- Mevlana ile Şems´in arasındaki benzersiz gönül bağına ülkemizde hep önyargıyla yaklaşılıyordu. Aşk, bu önyargıyı az da olsa kırdı mı? Romanda da geçen "Aşk bir milat gibidir. Şayet aşktan sonra aynı kalmışsak yeterince sevmemişiz demektir," sözünde olduğu gibi bir milat etkisi yaratabilir mi? Ya da bir romandan bu kadar büyük değişim yaratmasını beklemek ne kadar akılcı?

- Ben romanların tek başına bu kadar dönüştürücü bir etki yaratacağına inanmıyorum. Ancak şu olabilir: Roman okurunu, okur romanını bulur. Bu bir ruh akrabalığıdır.



- Çok uzun süredir, insanların etkilendikleri kitabı, dostlarına da alıp hediye ettiklerine tanık olmuyordum. Ama Aşk´tan beş altı adet alıp arkadaşlarına verenleri tanıyorum. Bu, paylaşımın nasıl bir açıklaması olabilir?

- Biz genelde zannediyoruz ki bir romanın tanınmasında basın en büyük rolü oynuyor. Halbuki basından daha önemli olan bir şey var: ´Fısıltı gazetesi!´ Aşk´ı seven okur, kitabı alıyor yengesine, kız arkadaşına, kuzenine hediye ediyor. Ya da aynı kitabı beş kişi okuyor sırayla. Mesela Aşk´ı ailece okuyor insanlar. Üç kuşak okuyor. Anneanne, anne ve kızları. Türkiye´de çok samimi, hakiki bir edebiyat okuru var. Bir kitabı severse çok seviyor. Sevmezse de okumuyor işte. Okurun değerlendirmesi her şeyin üstünde.


Sabah
10.05.2009



Okurla aramdaki özel bir ruhdaşlık hali...




- Aşk hakkında bugüne kadar aldığınız en etkileyici yorum ne oldu?

- Okurların Aşk ile ilgili yorumları beni çok duygulandırıyor. Bunları anlatamam çünkü bu özel bir sırdaşlık, ruhdaşlık hali. Kimisi bu romanın onu nasıl etkilediğini anlatmak için mektup yazıyor, kimi resim yapıyor. Bazıları etkinliklerime gelip benden bir eşya almak istiyor. Yüzüklerimi, eşarplarımı, kalemlerimi alıyorlar. Giden her eşyamın yerine başka okurlar hediye getiriyor. Gene yüzük, eşarp, kalem veriyorlar. Her imza gününde eşyalarım gidiyor ve yeni eşyalar geliyor.



- Aşk, İngilizce´de hangi isimle yayımlanacak?

- İnanır mısınız hâlâ karar veremedim. Bugün yarın artık bir karar vereceğim. Çünkü aşk kelimesinin derinliği başka. Onu karşılayan bir isim aramaktayım.



- Dünyada da Türkiye´de gördüğü büyük ilgiyi almasını bekliyor musunuz?


- Bilemiyorum ki. Kısmet diye bir şey var.


- Kitap ayraçları pek çok dilde aşk karşılığında hazırlanmış. Ama hiç Türkçe aşk yok, neden?



- Çünkü Türkçe Aşk kitabın üstünde! Büyük harflerle hem de. Ona eşlik etsin diye 14-15 dilde aşk yazdık ayraçlara.

29 Ağustos 2010 Pazar

:))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

BU GÜN KOCAMAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAN BİR GÜLÜCÜK AT BANA...İÇTENLİĞİN IŞILDASIN YÜZÜNDE....VE İLK KEZ BİR İNSANDAN EMİN OLAYIM..HADİ BU GÜN KOCAMAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAN BİR GÜLÜCÜK AT İNSANLARA.....

27 Ağustos 2010 Cuma

ARKALAR


Her sabah yataktan kalkıp işe doğru ilerliyorum...Çok sevmesem de işime gidiyorum işte..Çıkmadan önce birine "ben çıkıyorum" diye msj atıyorum her sabah...



Her sabah evden çıkarken annem" sol ayağınla çık" der hep ve" aman besmelesiz çıkma Allaha emanet ol"diyerek beni uğurlar...Yola düşüyroum işim evime yakın:)Giderken hep insanlara bakıyorum,saçma bi şekilde" şu an ne düşünüyorlar" diye anlamaya çalışıyorum:)bana neyse:)yolda giderken iki küçük sevimli kız çocukları var,ikizler, onlarla muhakkak konuşuyorum,gözlüklerime bayılıyolar:)"bizim de var onlardan" deyip bi de üstüne hava atıyorlar bana:)yarın onlar da takacak üçümüz havalı havalı gezecek sokakta:)onlara baktığımda "aman ha büyümeyin" diyorum içimden.Büyüyecekseniz de çocukluğunuzdan "besmelesiz çıkmayın ha" diyorum içimde annem misali:)İnsan manzaraları görüyorum yolda giderken çöpçüler,öğrenciler,benim gibi işe gidenler....Hepimiz bir yaşama uğruna güzelim uykumuzdan uyanıp dökülüyoruz yollara:)Yollar aşina artık bize:)Gerçi benim işim öyle zor değil,hep oturuyorum:)Biliyor musun oturmak da emekmiş anladım,oturmaktan nasıl yoruluyorum anlatamam:)İşimdeki insanların hayatları tam bir dizi film....durmadan anlatıyorlar ve her seferinde "vay be"komşuma uğramadan edemiyorum...İş çıkışı takıyorum gözlüklerimi düşüyorum yola:)gözlüğüm acziyetimi saklıyor,güçlü görünüyorum.Peeeeh bee:)işte öyle eee tabi yolda dönerken yine insanlar insanlar...ha bi gün iş dönüşü 15 yaşlarında iki çocukla karşılaştım ellerinde sigara:(yanlarına yaklaştı ve" nasılsınız gençler" dedim "iyidi"r abla dediler "sigarayı ne zamandır kullanıyorsunuz" diye sordum" bir yıldır" dediler "Allah yardımcımız olsun" diyerek yanlarından ayrıldım:(evet memleketim güzel ama malesef arka sokaklarda kötü şeyler oluyor:(önler temiz ve sakin.eminim daha öteler daha da beter...ama olsun herşeye rağmen hayat güzel:)




RE-FE-RAN-DUM


   Bayadır referandum tartışılır oldu Türkiyemde...Bir anayasa değişikliği türküsü tutturulmuş gelen geçen beste yapar oldu bunun üzerine...Sağım solum sobe saklanmayan ebe...
    Gel gelelim ne ola bu referandum?Esasen sokağa çıksak çoğumuz bilmiyoruz ne için referanduma gidildiğini.Ve yine çoğumuz "Recep yapıyorsa vardır bir bildiği"deyip "evet" diyeceğiz 12 Eylülde..
     Ben hep, hiç bir zaman tek taraf suçlu olmaz ve yine hiç bir zaman tek taraf tam haklı olmaz derim..Haa nasıl olur bir taraf daha suçlu ve bir taraf daha haklı olur....Bu açıdan bakıldığında Kılıçdaroğlu meydanlarda gırtlak patlatıyosa vardır bunun haklı bir sebebi....Yalnız işine gelmeyen yanları daha çok haklılıktan ziyade.Velevki bu onu daha az haklı yapıp Erdoğanı daha çok haklı kılıyor..Ama uınutulmamalı ki yapılan işin adı siyaset....
    Anayasa  değişikliğiyle neler değişecek hayatımızda neler:)Danıştay üyeleri mi dersiniz,Hsyk mı?Hepsi bir güzel elekten geçirilece üstte kalan çer çöp diye atılacak...Hani hep merak ettiğimiz memleketin toprak altı geçemişi bence Ergenekonun ötesine geçecek...Mezar taşı olmayan bu mezarın taşı en kaliteli mermerden yapılıp başına dikilecek...Ama önce geçmişin bir otopsisi gerek...Gerek ki mezarın adı konula....Bu durumda anayasa değişikliği otopsiyi yapacak doktor, biz de hemşireler olacağız....
   Anayasa değişikliğini istemeyenlere gelince haklı yanları halkı korumak istediklerinden değil tabiki sadece sol olan muhalefetin pasifize edilmesini engellemek...Eeeee biraz kuyruk acısı galiba,biraz da koltuk sevdası.Eğer anayasa değişirse zamanla yasama yargı yürütme tek tarafın olacak...Ama merak etmeyin hemen olmaz:)Önce deveye hendeği gösterelim sonra bakalım atlayabiliyo mu?Ben sağcı biri olmama rağmen solun bu kadar pasifize edilmesini istemem...Sağlam bir sol olmazsa dimdik duran bir sağ olmaz...Hata bulma oyunu her iki tarafı da sağlam kılar ve bir şeyler daha bir yolunda gider.Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli karşımızda güçlü durmalı,durmalı ki yol yatağını yapsın sular düzgün aksın....
      İşin özü,sözün kısası herkes kendince haklı ve bi o kadar haksız...Kimse hayrına bir iş yapmıyor ne yazık ki...Herkes menfaatini kesesini açmış biz "evet"dersek havadan ne düşer "hayır" dersek ne düşer diye bekliyor...
    Adı siyaset olan herşeyden uzak durulmalı bence...Gerçek olan ortadır ifrat ve tefritten uzak durulmalı.O halde gerçek ne sağdır ne de soldur.Ortada gövde yoksa kolları da yoktur...(Beynimizin midesi bulandı:))

26 Ağustos 2010 Perşembe

SUSKUNLUĞUMUN İŞARET DİLİ

 Bir hasretki sormayın,bir acı ki tuz basmayın,bir susuş ki dinleyin,bir bekleyiş ki lütfen gidin…
  Sevmemiştim ayrılıkları,sevememiştim giderken arkaya bakıp el sallamaları,gittin mi adam gibi gideceksin,kaldın mı adam gibi kalacaksın.Çoook düşüneceksin gidip gitmemeyi ve sağlam karar vereceksin.Ya da hiç düşünmeden yol alıp,düş sokağında kaybolacaksın hayal gibi düş gibi kalacaksın gittiğin hayatlardan.Hani geride kalan “ya böyle biri var mıydı ki”demeli belki…Dilsizmiş gibi takılacaksın çoğu zaman ve üç maymunun en kral rolünü çalacaksın onlardan,repliksiz,kamera açısı olmadan,montajı yapılmadan…Belki “ot”diyecekler ardında belki de “saman” olsun yapmacık olmaktan iyidir bir yerde ot ve saman.



Yalnızlıktan korkmamalı bu denli ve bu kadar deli veya deliye vurmak gerek kendini.Başını bile almadan gidebilmeli bir yerlere,eğer başını alırsa her şey seninledir unutmamalı ve hep susmalı bana sorarsan bu dil,suskunluğuyla bütün çığlıkları toplamalı başına ve bir tek kağıdın kalemin çığlıklara yoldaş olmalı.Susmalı kısacası eğerki sırtlanmayı bilmiyorsa başına gelenleri veya gelecekleri…Başına gelenleri unutmak için bir mısır ekmeği yemek gerek yanında tereyağıyla veya mısır ununa bulanmış hamsi…Hani küçük gülücükleri toplamak gerek belki.Ve belki de bir Trabzon spor bayrağı alıp odanın bir köşesine asmalı olanları unutmak için ve belki de saçma sapan sayfalarca yazı yazmak gerek,Elif Şafak’ın Aşk kitabını okumak gerek belki pembe pembe hayaller kurarak,okuduğundan etkilenip Şems’e aşık olmaktır belki seni susturacak….Ve gün bitiminde secdeye varıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktır belki seni elinden tutup kaldıracak…Susmalı susmalı insan onca dilsiz varken dilinin kıymetini bilmediği için susmalı …İki kere düşünüp bir kere konuşmadığı için susmalı insan…İşaret diliyle anşlaşmalı çoğu zaman….



Bir kağıt bir kalem ve benden öte olan ben…Al götür özümdeki bene…Bana götür,vardıktan sonra menzile ben de kalmayayım sen de…Hadi takıl peşime gitmelere gidelim,hadi gel benimle zamanı mekanı bahane edip kalmayalı,hadi kalk bizi bekleyen hayallere.Ey ben hadi sen git ben bu seferlik kalayım ve kendimi bulayım.Amaaa hep hep susayım.Sustukça da sıra bana gelmesin,eğer gelirse benim cevabım şimdiden hazır “PAS”…







Öylesine yazdım(çakozladınJ)

BEKLE

Yorgun,argın ve belki de perişan...Hayata dair beklentilerim var hem de neler neler...büyüyecem adam olacam:)hem de ne adam..kocamanım zaten yarına dair:)izler taşıyorum kocamanın üstünde kocaman.




Gündemi takip ediyorum her gün,siyasete takılıyorum haftada bir sanki çok anlıyormuşum gibi:)oyalanıyorum işte çünkü bu günde bitecek nasılsa hayat gibi:)gülmek marifet değil,marifet utanmadan kimin nasıl düşüneceğini umursamadan ağlamak:)



Herkes kolayca gidebiliyor benden,herkes kolayca kırabiliyor beni,peki ben...Neden hep arkalarından bakıp acı çekiyorum:)biliyorum tek kaldım:)biliyorum kaybettim, kaybettim imtihanımı:)bütün soruların cevabını biliyorken ben hepsini bilerek yanlış işaretledim:)şimdi bunda şeytanın ne günahı var:)



Kalmak istemiyorum artık Aziz gibi sırtlanıp çantamı gitmek istiyorum:)yolum önce Mısıra düşsün ımmmm sonrada ver elini Madagaskar:)Haritada yerini bilmediğim yerleri haritada görmeden önce görmek istiyorum:)veeeee artık yarını düşünmek istemiyorum:)veeee artık şimdiki benden yarının benine geçmek istiyorum:)



SADECE YORGUNUM AMA YARINDAN UMUTLUYUM:)

İNSANLIĞA DAVETİYE

"Nedir bu ya?Nedir?Lütfen biri bana anlatsın bu durumu."Bu aralar kendime ve etrafımdakilere sıkça sorduğum sorudur bu.



nedir bu insanların yüzündeki maskeler.herkes birbirine benziyor,hiç kimse kendisi değil.Birbirine peşkeşçekenler mi dersin,yoksa menfaat uğruna yalakalık yapanlar mı ?Nedir bu ya?



Ne zamandan beri kendimizi kaybettik bilmiyorum.Doğrusunu ararsanız ben bu kimliksizliğin içine doğdum ve büyüdüm.Büyür büyümez"Nedir bu ya?" dedim kendi kendime.Sırf para için yapılan şeyler,sevgisizlik,şevkatsizlik...Ve büyümeye devam ettim,bu sefer karşıma iğrençlikler,kavgalar,gürültüler çıktı.Ve düşündüm bunlar hepsevgisizlikten,şevkatsizlikten...Büyüdükçe onlara benzemeye başladığımı anladım ve "dur" dedim.Dur dedikçe daha çok ilerledi etrafımdaki zulüm,işkence...hayvanlara bile taş çıkardık zaman zaman ve bazen "keşke hayvan olsaydım"dedirttirdi bu gaflet.Evet bu gaflet hep vardı ama bu denli iğrenç değildi.Anneler şevkatliydi.Bu gün annelerin bazıları bile çocuklarını öldürür oldu.Kimi bile bile ,kimi bilmeyerek.Kimi çağdaşlık adına,kimi modernlik uğruna,her nasılsa..Annelerin bazıları şevkatlerini yok ettiler bilel bile veya bilmeyerek.



Gençlerin bazıları dağa çıktı geleceği kurtarma adına ,ama kendi gelecekleri yok oldu bir hiç uğruna.Sırf kendi doymaz olasıca istekleriiçin kullandılar insanları bir piyon gibi.



Şöyle etrafıma bakıyorum da ben dahil çoğu insanda insanlık emaresi göremiyorum.Hani nerede insanlığımız,insan dediğin kardeşinin derdiyle dertlenen değil miydi?İnsan dediğin kardeşinin bombalar altındayken ağlayan ve gecelerce uyuyamayan değil miydi?Nedir zulüm?Nedir bu gidişat?



Doğuda töre cinayetleridiyorlar,dünyada savaş...Bir ülke diğer bir ülkeyi hiç düşünmeden,hiç vicdan azabı duymadan vuruyor.Ve yüzlerce kayıp...Ana Haber Bültenlerinden korkar olduk.Sokaktaki insana bu üç kelimeyi yan yana getirerek "Bu nedir?"diye sorsak,yani "Ana Haber Bültenleri nedir?" diye sorsak eminim çoğunluk menfi cevaplar verecek.Son Dakika Haberlerini hele sormayın gitsin...Savaşlar,ekonomik krizler,kapkaçlar,tecavüzler ve daha neler neler.



Nereye gidiyoruz ve niçin gidiyoruz?bu gidişat hiç iyi bir gidişat değik.Ama benim hala umudum var.Gelecek nesil adına dikilen fidanlar,etrafa atılan tohumlar adına benim hala umudum var.



Evet insanların "hep ben ve sadece ben" dedişkleri şu zamanlarda bir gün"biz"denilecek inanıyorum.Ama gün geliyor ki neye inanacağımı da şaşırıyorum.Filistin'de olup bir türlü bitemeyenlere mi,Afganlar'da yaşananlara mı?Neye inanacağımı şaşırdım.Çünkü insanlık bu hale gelemezdi,gelmemeliydi zaten.vurup öldürenlere insan denilmez ya.Sırf dış görünüşleri için "hadi neyse" deyip onlara da insan diyorum.



Abartılması gereken abartılmıyor.küçük olaylar kocaman olup gidiyor.Pireyi deve yapanlar farkında değil galiba bir şeylerin.Pireye durmadan deve dersen pire kendini bir şey zannedip etrafı pirelendirmez mi?



Evet işin özü şu,hep savaşlara,kazalara,kavgaya gürültüye davet çıkaracak değiliz ya.Ben insan gibi görünenleri insanlığa davet ediyorum.



Hilal BAYRAM(sadece içimden geldiği için yazdım)

KAYSERİİİİİİ

Sınav arefesiydi hiç çalışmamıştık ve inanılmaz bunalmıştım.Benim klasik yöntemim"bunalınca bulunduğun yerden firar et"hayat felsefem yapacak birşey yoktu.okul çıkışı arkadaşlarla bir karar aldık ya Samsun ya da Kayseri firar yeimiz olacaktı.Hemen eller ceplere gitti kuytu köşedeki paralar yastık altı birikimler kontrol edildi.Baktık ki ancak Kayseriye paramız yetiyor o da yolda giderken tabiri caizse tıkınmak için birşeyler almazsak.Neyse kimseye haber vermeden yola koyulduk.İlk durak ucuz taşımacılığın efsane,unutulmaz ve vazgeçilmez ulaştırma sistemi olan tren bileti almak oldu.Tren biletleri tamamdı saat yanılmıyorsa 24:00 da çufçuf deyip Kayseriye ulaşacaktık.Eve gittim ve ev arkadaşlarıma "ben gidiyorum iki gün yokum"dedim bir kaç parça bişey alıp evden çıktım.Biraz erken çıktık yola.Veeee tren garı.Garlar hep çok farklı gelmiştir bana inanılmaz yerlerdir aslında.Bir neyse daha başladık bekleme.Bir tren geldi çufçuf bir tren gitti çufçuf veee saat 24:00 bizim tren galmişti "hdi bakalım kızlar atlayın gidelim"dergibiydi.Yolculuk uyuyarak geçmişti.Kayseri'nin girişi ezanla karşıladı bizi.Kehat girmeden inip bir cami bulup kılmak gerekti.Derken tren "hadi bakalım inme vakti"dedi.Biz iner inmez etrafta cami aramaya başladık ve görünen ilk minareye doğru koşar adımlarlaydık.Camiye vardığımızda camiden çıkan amcalarla karşılaştık biraz kelam ettk. İlk fotoyu çektik gözler şiş ve yorgunuz.Başldık gezmeye karşımızda heybetliduruşuyla Erciyes.Kayseri'nin merkezi küçük İstanbul.Durduk seyrettik bir müddet eee RTVci olarak durmak yakışmazdı ve ir kaç kare yakalamak şartı.Teknolojinin cebimizdeki paraya uyarlandığı kadarıyla,yani imkanlar el verdikçe kare yaklamaya çalıştık bir cep telefonuyla...Şekilden şekile girmek bizim için problem değildi ki biz film çekerken ne şekillere girdik Allahu alem.Ahhh küçük İstanbul dedim içimden meğer mekanımı özlemişim haberim yokmuş.Merkezinde gezmediğimiz yer kalmadı sanırsam.Eğer Kayseril, arkadaşım Şule eksik gezdirmediyse.Merkezden zamanla sıkılıp arkadaşın ailesinin bulunduğu Yahyalı ilçesine doğru ilerlemeye başladık oraya ulaşmak için de kişi başına 7 tl ödedik."Amaaan o da ne ki"demeyin ha.Bizim için ganimetti.Bir ahhhhhh daha çektirdi bana Yahyal.Çok şirin çok samimi bir ilçe pek gelşmiş değildi ama çok masumdu belki gelişseydi masumiyeti yok olurdu.Ve Şulenin evindeyiz samimi içten bir karşılam.Diğer arkadaşım(Elvan)ve ben çok mtlu olmuştuk bu karşılamadan ötürü.Bizim için yapılan meşhuuuuuur Kayseri mantısının tadı hala damağımda,sarmalar ve asla unutamayacağm çayla beraber sunulan kek...Durmak olmazdı gezi zamanı etrafı yeşilliklerle dolu bir dere.Yürü yürü bitmeyen bir huzur.Etraftaki insanların samimi bakışları.Ve Allah'a bir kez daha aşık oluşu yaşadık.Gezip görmek lazım neme lazım belki ordaki tefekkür cennetlik eder bizi kim bile.İsim ve tarih hafızam pek olmadığı için birazdan anlatacağım yerin adını hatırlayamayacağım.Arabaya atladık bir şelalecik kenarı öyle şelalecik dediğime bakmayın küçük ama çok etkili nasıl hırçın akıyor görmelisiniz sanki alacaklı kayalıklardan.Aklıma memleketim Trabzonum gelmişti.Ne hırçın akar deli deli ufacık ama durmaz yerinde dereleri Akdenizli Egeli hayran kalır ama katlanamaz içine girince.Durun durun ben Kayseriyi anlatıyordum.Önünde resim çektik ve video görüntüleri aldık.Sanasal olmalıydı çektiklerimi ama şimdi bakıyorumda ne de haybeden çekmişiz.Yemeği şelaleciğin önünde yedik ve dolanmaya başladık.Ben kaya parçaların üstünde hoplamaya başladım arkamı bir döndüm baktım ki arkadaşım Elvan yerde ne oldu diye şaşırıyorum bir yandan gülüyorum durmadan.Meğer ben de atlarım deyip atlamaya çalışmış ama nafile kendini yerde buluvemiş:)Neyse üç galiba gezi kısaydı ama fevkaladenin fevkindeydi Blent Rsoy hesabı geri dönme vaktiyid, bizi bekleyen sınavlar ve "vay satıcılar bizsiz gidersiniz"diye bizar olan arkadaşlar bizi bekliyordu.Tren garındayız tekrar.Uzuuuuuuuuunca bir bekleyiş.Ve çuf çuf.Trene bindik bir kompartumanı kaptık.Yolculuk vakti el sallanmalıydı birilerine.Bizde camdan dışarı elimizi ve kafamızı çıkararak başladık önümüze gelene adama kadına ağaca ve hatta köpeğe el sallamaya.Güzel yanı tarlada çapa yapan teyzelerin de bize el sallamaları şarkılar türküler ve yorgun düşen bedenler.Evet uyuyakaldık gözlerimizi açtığımızda başladığımız yerdeydik.HER SON GİBİ.VE EN HAKİKİ SON GİBİ.selametle...

hep ben suçlu değilim bana bakan nazar var...

Bi hayli zaman olmuştu efkar perdelerni gözlerimden kaldırmayalı...Bi hayli bekleyişlerim oldu şimdi olduğu gibi...Ve bi hayli ağlayışlarım gecelerce...Saatler geçmez sanmıştım bir baktım koşar adımlarlayım günlere doğru,ve her gecemin sabahı ayları getirdi bana...Unutucağımı bile bile ağladım o zorlu gecelerde...Al işte yine gülüyorum kalbim kırık da olsa,ve bu sefer korkusuzca atılıyorum hayata çünkü artık ezberledim dersimi,bana verilen role alıştım ve razıyım kaderime....Nasıl oluyorsa,herşey olması gerektiği gibi oluyor nasılsa:))Ama biliyorum "düşersem yanarım"...Daha az güveniyorum insanlara,daha az yoldaş oluyorum...Çektiğim çile değil biliyorum,demekki ben bunu kaldırabiliyorum yazık bana:((Gazze'de kardeşleim perişanken,Afganlarda zulüm alttan altan sürüyoken...Evimde ailem,Yozgatta dostum,N.Fazıl'da bir yar dertliyken ben hala nasıl derdim var diyorum:((Siz burdan okuyamıyorsanız da ben sizi çooooooooooooooooooooooooooook seviyorum...Sizin beni sevip sevmemeniz önemli değil...Hadi akrep yelkovanı mı yelkovan akrebi mi kovalıyor bulalım...Saatlerimizi 26:00'a ayarlayalım ne akrep bulabilsin bizi o saatte ne de yelkovan...Bu kez biz onları sobeleyelim..Ne olur 26:00'da çocuk olalım..Ne olur boşu boşuna olgun takılmaylım...Ne olur artık tövbeleri bozmayalım yeni tövbler için...Ne olur Allah'a karşı samimi olalım...Hadi 26:00'da çocuk olalım...